Paris’i Anlatmak

Emre Ülker

Yıllardır, gelene geçene Paris’i anlatıyorum. Buralı değilim halbuki. Dilini bilerek geldim de, huyunu suyunu, kokusunu sonradan öğrendim. 72 milletten insan var, benim gibi şehrin sokaklarında dolanan. Bir hayal uğruna, ya da ekmek peşinde gelmiş, sağa sola koşturan.

Bu şehir bir garip. İlk geleni efsunlayamazsa, yerden yere çalmasıyla meşhur. Burada uzun yıllar geçireni de, hepten kendine bağlayamasa bile, bir daha salmamasıyla. Aşık olmayagörün! Yalnız koyuyor insanı. Kendine mecbur bırakıyor.

Tamamen sizin de olmuyor ama. Asla. Öyle çok hayaleti var ki, adları sokakların taşına, şehrin havasına, ruhuna karışmış. Daha önce burada yaşamış düşünürlerin, ressamların, eli kalem, mızrap tutanların, aşıkların, gözü kanlı, başıbozuk, gece silahlı, gündüz külahlıların, ilim irfan sahibi ya da malumatfuruş zevatın, caka satma meraklısı aydın bozmalarının ve de keşfedilmeyi bekleyen dehanın adını anmadan, ikili bir ilişki kuramıyorsunuz şehirle.

İpin ucunu çektikçe de geliyor. Bitmiyor Paris. Bakmasını bilene, her köşesinde bir hikâye saklıyor. Değişmiyor. Yüz yıl, iki, üç yüz yıl önce neler anlatıyorsa onu anlatmaya devam etmeyi, nasıl anlatılıyorsa, bugün de öyle kalmayı beceriyor. İnsan değişiyor ama. O yüzden, gidip de uzun zaman sonra dönen, Paris’i başka görüyor, değişmiş sanıyor.

Baştan söylemiştim, hayatımı onu anlatmaya çalışarak geçirsem de, yabancısıyım bu şehrin. Ve ne kadar çok şey varsa anlatacak, o kadar anlatılmaz bir yer burası. Bazen bütün şehirdekileri ıssız birer adaya çeviren bir deniz, bazen de bambaşka ufuklardan insanların ışığını bir araya getiren renkli, mucizevi bir fener. Paris, sanatla aşkın, tarihle yarının, sabah 5’te kapımın önünden geçip çalışmaya giden göçmen işçiyle onu hor gören burjuvanın, bir arada yaşadığı yer.

Ah Paris, ah min el aşk var bir de. Eski şiirlerden, şarkılardan bilirsiniz. Paris’e daha hiç gelmemiş olanların bile hayalindeki aşıklar şehri. Aslını görünce de kafanızdan atamadığınız bir büyü var, taa derine kazınmış. İşte o büyü zaten, dünyada eşi benzeri olmayan. Yaşa yaşa eskimeyen, yaz yaz tükenmeyen.

Seine Nehri’nde salınan teknelerden, adları birbirine karışan bulvarlara, Montmartre’den, Saint Germain’e, Eiffel manzaralı lüks apartmanlardan, avuç içi kadar çatı katlarına uzanan hikâyeleriyle meşhur aşkları var. Bazen, George Sand ve Chopin, Rimbaud ve Verlaine, Rodin ve Camille Claudel, Aragon ve Elsa, Dali ve Gala gibi, bizzat o hikâyeleri anlatanların arasında yaşanan. Sadece isimleri ölümsüz olanların aşkı da değil, taşa toprağa sinen. Sokakta, umursamaz görünen sıradan insanların, ikili, üçlü, kadınlı, erkekli, bol kahkahalı ve hüzünlü aşk hikâyeleri belki asıl anlatılması gereken. Nefesimiz yettiğince, dilimiz döndüğünce…

Kültürhane Menü/Dergi (Tüm Sayılar)

Related

Yağların “inci”si

Fransa İmparatoru 3. Napoleon "tereyağı yerine geçecek, bolca üretilebilen ucuz yağ" için yarışma ilan etmiş. 1869'daki buluşu ile kazanan, kimyacı Mége Mouries olmuş. Mouries, elde ettiği yağ topaklarını inci tanelerine benzetince, ürününe, Latince 'inci' anlamına gelen 'margarita'dan esinlenerek margarin adını vermiş.

Read More

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *