Hadi gidelim, ben limonata içerim, sen de kahve

Nilgün Yardımcı

İnsan bazen kaçmak, sığınmak ister, sıcak güvenli bir alan arar. Bir şey okursunuz, dinlersiniz sonra aniden karşınıza çıkar, yolunuzun gününüzün durağı olur. Hane işte öyle bir zamanda karşıma çıktı.

Market dönüşü aniden karşılaştığımız, Ada’nın “hadi gidelim, ben limonata içerim, sen de kahve” teklifini tereddütsüz kabul ettim.

Güzel bir “Hoşgeldiniz” ile karşılandık. Bütün masalar uzaktaki hocalarımız adına rezerve edilmişti. Kendimize bir masa seçip oturduk: Bermal masası. Bu ilk ziyaret sonrası belli olmuştu; burası durak noktalarımızdan biri olacaktı.

Evet her gün yeni bir masada kendime yer buluyordum. Masaya gömülüp çizim yaparken aniden sıcak bir çay ile yüzümde kocaman bir gülümsemeye sebep olan güzel insanlarla uzun soluklu bir dostluk başlamıştı bile.

Zor zamanlarda kaçıp çayını yudumlayıp, sıcak sohbetlere dahil olabileceği, keyfince film izleyip, konserlere denk gelebilme ihtimali, İnsanın kendisine güvenli sığınacak bir mekan bulması bu kadar kolay mıydı? Sanırım şanslıydım.

Akşamları iş çıkışı kulağımda kulaklık müzik dinleyerek güvenli bölgenin yolunu tutmaya başladım.

İlk ziyarette umudumuzu bulmuştuk, diğer ziyaretlerde eli boş gitmek olmazdı. Fıstık güzel bir başlangıç olabilirdi. Sanırım çoğunlukla kapanışa denk geldiğimden kendimi affettirmek için fıstık getirmeye başladım.

Çağlar’ın tezinin kabul edilmesini fıstıkla kutlayıp, sonra sohbete eşlik etmesi için fıstık getirmeye, devam ettim. Bu da benim bahanemdi belki de Hane’ye gelmek sohbet etmek için bir bahane.

Barışın mekanıydı burası, umut hanesiydi. Kimsenin kahramanlık peşinde olmadığı, barışın imzacılarıydı, barış içinde yaşamak isteyenlere kol kanat germenin bir yoluydu onlarınki.

İşte böyle başladı Kültürhane ile ilişkim, kahvenin kırk yıllık hatırına buradayım ve uzun soluklu dostluğun ve desteğin devamı için. Eğer buradaysanız, yanımızdaysanız sizler için yola fıstık bırakıyorum, umut hanesini rahat bulun diye…

Related

Yağların “inci”si

Fransa İmparatoru 3. Napoleon "tereyağı yerine geçecek, bolca üretilebilen ucuz yağ" için yarışma ilan etmiş. 1869'daki buluşu ile kazanan, kimyacı Mége Mouries olmuş. Mouries, elde ettiği yağ topaklarını inci tanelerine benzetince, ürününe, Latince 'inci' anlamına gelen 'margarita'dan esinlenerek margarin adını vermiş.

Read More

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *